İKPAYLAŞIM İnsan Kaynakları Danışmanlık

Her türlü soru ve iletişim talepleriniz için paylasim@ikpaylasim.com... [Devamı]

“İNSAN KAYNAKLARI” 30 YIL ÖNCE OLMAYAN MESLEK… Mİ?

“İNSAN KAYNAKLARI” 30 YIL ÖNCE OLMAYAN MESLEK… Mİ?

Bu yazıyı, ik mesleğinde hiçbir deneyimi olmayan, sadece son iki yıldır ucundan, köşesinden öğrenmeye çalışan bir mühendis olarak yazıyorum. İK dünyası konuşurken, bu kalıbı o kadar çok duydum ki, gerçekten 30 yıl önce böyle bir meslek yok muydu ya da belli tanımların, kelimelerin, eşyaların, adetlerin  zaman içinde yerlerini başka şeylere bırakarak yavaşça  ortadan kaybolması gibi, bir şeylerin türevi, mirası mıydı?

Resmi tarihin yazdığına göre,  1800’lü yılların sonlarında, sendikal oluşumlar ve iş hukuku yasaları henüz bebekken, şirketler işe alım, işten çıkartma, maaş ve yan haklarda oldukça özgür ve benmerkezci bir tutum sergileyebilmekteydiler. Bu dönemde Amerika’nın içinde bulunduğu, siyasal ve sosyal koşullarında etkisi ile, ilk insan kaynakları yönetiminin, 1890’da NCR Corporation’ın ayrı bir personel ofisi oluşturmasıyla başladığı kaydedilmiştir. Böyle bir ofis oluşturulmasının sebebi, şirketin çok fazla büyümesi ve personelle olan ilişkilerin özelleşmiş bir ofis tarafından yürütülmesi gereğinin ortaya çıkmış olmasıdır. NCR’ın ilk personel yöneticilerinin tek görevi, büyük ve farklılıklar barındıran bir işçi havuzundan verimli ve maliyeti az çalışanlar oluşturacak bireyleri seçmeyi sağlayacak bir yöntem oluşturmaktı.


Bunu izleyen yıllar içinde, Frederick Winslow Taylor’ın 1912de ortaya attığı ve endüstri devriminin ihtiyaçlarına ve değerlerine yönelik  “bilimsel yönetim” kavramı, çalışanların seçimi ve motivasyonunun objektif, akılcı ve test edilebilir kriterlere uygun olarak yürütülebileceğine dayanan felsefesi ile günümüz İnsan Kaynakları yönetiminin temelini oluşturmuştur.


Bu yıllar ve sonrası hakkında, günümüze gelinceye kadar, pek çok bilimsel yazı, bitirme tezi, ders notu vs. bulabilirsiniz. Bense, daha farklı bir açıdan, daha dışarıdan, daha amatör bir gözle bir şeyler söylemek istiyorum.


Örneğin, Avrupa’da kurulan ilk devamlı ordulardan bir asır önce oluşturulmuş olan Yeniçeri ordusunda, Acemi Ocağı’na asker alma aşamasının, oldukça kapsamlı bir insan kaynakları süreci olduğunu düşünüyorum. Bu ordu yapılanmasının, seçme, yerleştirme, eğitim ve görevlendirme alanlarında bir ilk örnek olduğuna inanıyorum. İlkokul öğretmenimizin, yılsonu piyesinde kimin hangi rolü üstleneceğine karar vermesi,  başlı başına bir değerlendirme merkezi uygulaması gibi geliyor. Çok yoğun bir dönemde ya da bilmediğimiz bir şeylerle baş etmeye çalışırken, hangi akrabamızdan, arkadaşımızdan hangi yardımı isteyebileceğimizi bilmek, bir kişilik analizi. “Tahsil cehaleti alır…” diye başlayan atasözlerimiz, eğitimin yeterli olmadığını, kişilik yapısının ‘gerek şart’ olduğunu anlatıyor bize. Darwin’in evrim teorisinde yeralan, “ Hayatta kalanlar, türlerinin en güçlü ya da en zeki olanları değil,  değişime uyum sağlayanlarıdır” sözü, kriz yönetiminin önemini vurgular.


Sizde benim gibi, tarihten, pozitif bilimlerden ya da psiklojiden örneklerle bu listeyi çoğaltabilirsiniz. Söylemeye çalıştığım “ İnsan Kaynakları” teriminin bir meslek, görev tanımı ya da pozisyon olmadan, çok önceden beri, hayatımızın içinde yeraldığı, yaşamın bir parçası olduğu…

Sevgili İK çalışanları, aslında sadece adı yeni olan, çok eski, çok köklü ve bir o kadar vazgeçilmez bir mesleğiniz var.  Şu anda, performans yönetim sistemleri, yazılım paketleri, kişilik envanterleri, eğitimler vs. ile güncel, küresel bir boyut kazanmış olsa dahi, kaynağı İNSAN olan, İNSANI ANLAMAK ve İNSANI DEĞERLENDİRMEK temeline dayanan ve İNSAN varoldukça, çalıştıkça, var olacak bir meslek.

İşine, mesleğine, insana saygı duyan tüm ik çalışanlarına, her işte olduğu gibi “iyi ve doğru” yapıldığında zor ama keyifli olan çalışmalarında kolaylıklar diliyorum.

Nergis Dökmeci


Her türlü soru ve iletişim talepleriniz için paylasim@ikpaylasim.com