Tehran Abdurrahimov Azerbaycan’da 1988 yılında doğdum, ilkokul, ortaokul ve liseni ülkemde okudum. Yönetim alanında kendi ülkemde lisans eğitimi aldıktan sonra Çilek Mobilya’ nın Azerbaycan bayisinde iki sened... [Devamı]

3Ü 1 ARADA ÇOK PAHALI, ZATEN KRİZ VAR, SİZ EN IYISI 2Sİ 1 ARADA İLE DEVAM EDİN !

3Ü 1 ARADA ÇOK PAHALI, ZATEN KRİZ VAR, SİZ EN IYISI 2Sİ 1 ARADA İLE DEVAM EDİN !

Nasreddin Hoca’dan ağlamaklı tavsiye aldık…

Krizden önce de işlerimiz hiç iyi değildi aslında. Zaten çalışanlar hem yönetimden, hem kendi işlerinden, hem de ücretlerinden hoşnut değildi. Kriz çalışanlarımızın sabrını taşıran son damla oldu. (Damla mı? Belki de tsunami demek istedim… Ama…) Herkes İK’nın kapısına dayandı. Çalışanlardan bazıları kapıyı öyle bir çalıyorlar ki kapı kırılıcak sanıyoruz. Korkudan ne söyleyeceğimizi de bilemiyoruz açıkçası. Ama sağ olsun bazı çalışanlarımız kapıyı çalmadan odaya dalıp selamsız sabahsız doğrudan konuya giriyorlar. “Ne olacak bizim halimiz?” diyorlar. Adeta hesap soruyorlar. Anlayacağınız İK departmanı olarak durumumuz çok zor.

Neyse. Anladık ki bu iş böyle olmayacak. Bizim İK departmanından kimsenin bu soruna çözüm bulamayacağı da kesinleşti (Neden çözümü sadece İK arıyorsa artık?). Arkadaşlardan biri söyledi ki bu sorunu çözse çözse “Nasreddin Hoca İK Danışmanlık” çözer. Biz de daha fazla uzatmadan söylenen adrese gittik. Hoca bizim gibi boş, sıradan biri değil. Öyle her aklına esdiğinde görüşemezsiniz. O nedenle de randevu aldık ve daha sonra da kemâl-i edep ile sıramızı bekledik. Sonunda sıramız geldi. Şöyle uzun uzun anlattık derdimizi. “Derdimize bir deva” dedik “Nasreddin Hoca”.

(Bu arada şunu da söylemeden geçmeyeyim, Hoca’nın odası toprak taban, kuru taş duvradan oluşur. Aynen söylediğim gibi, hiç şaşırmayın. Odada sadece bir kütük vardı, onun da üzerine Hoca kendisi oturmuştu. Hoca’nın elinde bir kuru dal vardı, ayakları toprak üzerindeydi, ayakkabısı falan da yoktu. Anlaşılan şu ki kriz Hoca’yı da bayağı bir ziyarette bulunmuştu.)

Hoca: “Demek ki böyle…” dedi.

Hoca elinde tuttuğu dalla bir şey çizmeye başladı. Anladığım kadarıyla bir üçgen çizdi. Daha sonra da bu üçgenin kenarlarına “çalışan”, “iş” ve “memnuniyet” kelimelerini yazdı. Elini şöyle alnına dayayıp bir süre düşündü. Ardından bu üç sözcükten birini sildi diğerini yazdı, olmadı galiba, diğerini sildi öbürkünü yazdı. Bu şekilde bir süre daha uğraşdı. Ama sonunda kafasını önüne eğdi. Sonra çaresizce bize baktı ve şunları söyledi:

– Maalesef, evlat. Bu iş olmayacak. Ateşle suyu, hatta Obama’yla Kim Jong-Un’u bile bir araya getirebilirim ama sizin bu üç kelimeyi bir araya getiremem. Bu kelimelerde büyü mü var nedir, anlayamadım. Bu üç sözcükten aynı zamanda yalnızca ikisi bir arada olabilir. Anlayacağınız üç seçenek var. Birinci seçenek – çalışan ve iş (memnuniyet yoktur), ikinci seçenek – iş ve memnuniyet (çalışan yoktur), sonuncu seçenek – çalışan ve memnuniyet (bu zaman da iş yoktur). Artık seçim size kalmış.

Hoca bir az daha düşündü ve söylediklerine şunları da ekledi:

– Zaten kriz var, 3ü 1arada çox pahalı, siz en iyisi birinci seçeneği seçin, 2si 1aradayla devam edin.

Biz de kalakaldık 2 arada 1 derede.

Şimdi ne yapacağımızı biz de şaşırdık…

Tehran Abdurrahimov Azerbaycan’da 1988 yılında doğdum, ilkokul, ortaokul ve liseni ülkemde okudum. Yönetim alanında kendi ülkemde lisans eğitimi aldıktan sonra Çilek Mobilya’ nın Azerbaycan bayisinde iki seneden fazla çalıştım (satış uzmanlığından icra direktörlüğüne kadar). Daha sonra bir seneye kadar perakende satış, restoran, güvenlik alanlarını kapsayan bir şirkette İnsan Kaynakları Departmanında İşe Alım Uzmanı olarak çalıştım. 2014 senesi ağustos ayında Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yönetim Bilimi ve Organizasyon Tezli Yüksek Lisan Programını kazandığım için son işimden de ayrıldım. Şu an eğitimim sürüyor ve işveren markası, çalışan memnuniyeti, bağlılığı ve adanmışlığı konularını kapsayacak tez üzerinde çalışıyorum. Bloğumda ve bazı sitelerde İK ile ilgili naçizane yazılarım var.