Evrim Funda İnkaya

KİM KORKAR Y KUŞAĞINDAN

KİM KORKAR Y KUŞAĞINDAN

 

 
Baktım, herkes Y kuşağı ile ilgili bir şeyler yazıyor,“benim ne eksiğim var” dedim.
 
Sosyal ağlarda Y kuşağı hakkında olumlu ya da olumsuz bir çok bilgi dolaşıyor. Doğru ya da yanlış bilemem.
Fakat bildiğim bir şey varsa, o da aslında bu Y kuşağı denen çocuklardan korkanların; onlara nasıl davranacaklarını bilemeyenlerin,
hayatı tek bir kalıba sokarak yaşayan ve yaşatmaya çalışanların, klasik yöneticilikle hayatını sürdürmüş fakat Y kuşağının iş yerlerine sızmaya başlamasıyla, otoriteleri sarsılmışların olduğudur.

 
Hızla adapte olamayan, değişime ve kendilerini gösterme fırsatlarına “kıfayetsiz muhteris” sıfatını yakıştıran, yaratıcılığa “icat çıkarmak” olarak bakanlar korkar Y kuşağından…
 
Aynı anda bir çok iş ve kariyer planlayan, aynı anda bile bir işin pek çok alanında çalışabilen, değişik seçeneklere yönlenerek, yaratıcılığını devamlı geliştiren kuşaktan “yemek yerken konuşulmaz”, “önce yemeğini ye sonra dersini çalış”, “tamam girdim bu şirkete, artık buradan da emekli olurum” diyenler korkar elbette…
 
İşleri ile kendilerini ifade eden, her şeyi anlamaya çalışan, aktif katılım sağlayan, sorumluluk alan, her şeyi geçici gören, sürekli öğrenen, iş ve eğlenceyi bir arada yaşamak isteyen, beklentilerini anında ve şimdi gerçekleştirmek isteyen, sabırsız, iş ve özel yaşam dengesini kurmakta oldukça net kuralları olan, terfi olanaklarını daha ilk işlerine girdikleri günden itibaren sorup soruşturan, eleştiriye tahammülü çok az olan, o ele avuca sığmaz Y kuşağını; onlarla arkadaş olamayan, onların dilinden konuşma olanakları yaratamayan, hala kendi katı kuralları ile yönetmeye çalışan, teknolojiye inanmayan, e-postalarını önce bastırıp o şekilde okuyan, önce iş diyen, doğum günlerine, evlilik yıldönümlerine saygı göstermeyen, internetin insanın sosyalleşmesini engellediğini savunan, “biz bu saçları değirmende ağartmadık” zihniyetli, hala fax’ın öneminden bahseden yöneticiler ile yönetmeniz mümkün değildir.
Otoritenin  her dediğine sorgulamadan, “evet” diyebilen bir zihniyetin, devamlı “neden” sorusunu soran ve otoriteye boyun eğmeyen bir grup karşısında korkmaması mümkün değildir.
 
Çalışma ortamlarında; yaratıcılığı ortaya çıkaran, ilgi çekici, kariyer fırsatları sunulabilen, bilgilerini uygulayabilme olanakları buldukları şirketlere bağlılıkları göze çarpan bu kuşağın; ne kadar yüksek olursa olsun, bağlılığı,sadece verilen maaş ile sağlanamaz.
Klasik yönetim anlayışı ile, sadece bordro rakamlarından oluşan sayılar olarak bakanlar, Y kuşağını kaybederler. Henüz farkında değiller. Fakat, 1980 sonrasında doğan çocukların Y kuşağı olduğunu düşünürsek, çok kısa bir süre içerisinde artık onların “yönetimi” başlayacak. 
 
Evin reisi, öğretmen, avukat, doktor, şirket yöneticisi olacaklar, hatta ülkeler bu kuşağın yönetiminde olacaklar. Bu nedenle, diğer kuşakların Y kuşağının temel özelliklerini önce kabullenmesi sonrasında ise, uyum sağlamakta zorluk çekeceklerini düşündükleri konularda kendilerini geliştirmeleri gerekir.
 
Aksi halde, hızla gelişen teknoloji ve hayatın bu teknolojiye hızlı uyumu sayesinde; otobüslerden, televizyonlara, alış veriş merkezlerinden, hastanelere kadar bir çok teknolojik uygulamadan bi haber hayatlarını yaşamaktan çok “idame” ettirmeye çalışacaklardır.
 
—————-
 
 
 
Y kuşağını en güzel anlatan görsellerden biride işte bu sakız reklamı.  Kalk kalk genel müdür olmaya geldim.  :)
 
Evrim Hanım' a yazısı için teşekkürler