Benim adım Cumhur. İnsanlar, kendilerine “kim” olduğu sorulduğunda hep “ne” oldukları ile ilgili şeyler söyler. Kim olduğunu ancak kendi bilir. Bu yüzden ben ne olduğumla ilgili birkaç kelam edeyim. Ankaralıyı... [Devamı]

NE KADAR KENDİNSİN?

NE KADAR KENDİNSİN?

Herhalde iş hayatı süresince benim kadar çok mülakata katılmış bir profesyonel daha yoktur. Durun canım hemen “bu kadar sık mı iş aradın?” demeyin. Çalıştığım şirketlerde üstlendiğim pozisyonlarım gereği sıklıkla mülakatlara girdim elbet. Bir kısmı personel seçme ve yerleştirme içindi, gerisi kendim için.


Ufak iki hatırlatma: Mülakatı yöneten seçme ve yerleştirmeden sorumlu bireye PATRON ve ilgili pozisyona bir nedenle aday olmuş ve hasbelkader seçilmiş bireye de ADAY diye hitap edeceğim. İkincisi de; aşağıda okuyacaklarınız içinde İngilizce’den Türkçe’ye tercüme dışında espri yaptığım başka nokta olmayacak. Bu yüzden okurların da ciddiyetle yazıyı okumasını rica ediyorum. (Tamam canım bu kadar da ciddi demedim!)

Eleman arayan şirketlerde (eğer kurumsallaşmışlarsa) genellikle seçme ve yerleştirmeden sorumlu bir orta ya da üst düzey yönetici vardır. Çoğu zaman özgeçmiş kontolü ve eleme işlemi daha alt kademeler tarafından yapılsa da; görüşmeler (en azından elemesi yapılmış cv’ler üzerinden elenmek üzere)bu patronlar tarafından yapılır.


Sanmayın ki patron ile adayların birlikte geçirecekleri o süre hayatınız boyunca hep çok iyi anlayacağınız bir zaman dilimi olacaktır. Patronun tek işi(genellikle) seçme ve yerleştirme değildir. Bunun yanısıra kendi yöneticisinin ve görev tanımının öngördüğü başka onlarca işi daha vardır. Hatta bazıları “urgent” ve “important”tır. (urgent:acil, important:önemli) yani öncelikleri yüksektir. Muhtemelen bu yüzdendir ki pek çok mülakat “bitse de işimize baksak” modunda geçer. Patronun iş dışı olası sorunlarının yarattığı olumsuz ruh durumundan bahsetmeyeceğim bile.


İş’i almak için, şirketle, yönetim tarzıyla, insan ve müşteri odaklılığıyla vs.(genellikle) ilgili ders çalışılmış, ancak kendinden başka adayların varolduğu gerçeği, adayı bir o kadar da “valla aylardır çalışıyorum, aklımda hiçbirşey kalmadı” diyen öğrencinin sınav öncesi ruh durumuna itiverir.


Yine de konvansiyonel işe alım prosesleri işleyeceğinden ve nasılsa bir şekilde şeytan tüyümüz olduğunu düşündüğümüzden, mülakatlar, her iki tarafın da sorunlarını görmezden gelerek ve hatta biraz da (genellikle) o geçen hafta kullandığımız ve tozunu almayı unutup da giyiverdiğimiz maskelerle birazdan başlayacak bir tiyatro oyununu andırır durur.

“Bana biraz kendinizden bahseder misiniz lütfen?”, benim bir iş arayan olarak hemen mülakatı sonlandırdığım pek çok anıya sahip olmamı sağlamıştır. Aslında sorunun altında, patronun biraz tozlu maskesiyle “rahatla” mesajı yatmaktadır. Ancak dedim ya burada bir oyun sergilenmekte olduğundan, kendinden biraz bahsedecek aday nereden başlayacağını bilemez, kimi doğduğu il olan Beytüşşebap’tan kimisi askerlik günlerinden ve kimisi de evli ve 3 çocuklu oluşundan girer konuya. Uyarılar olabilir, sorular olabilir, ancak yine de çekingenliği her halinden belli aday, patronu etkilemek için adının neden Cumhur olduğunu, hatta nenesinin bu ismi takarken dedesiyle yaşadığı o güzel anıyı da anlatıverir. Eğer mülakatlardan çıktıktan sonra, aslında ne çok konuştuğunuzu ve fakat pek de birşey hatırlamadığınızı farkederseniz bilin ki siz ve patron belki bir bardak çay ya da su ile işte hepi topu bir saat kadar sohbet etmişiniz. Eh yeni bir insan tanımak, O’nda kendini görmeye çalışmak da güzel birşey. Haa, bu arada adaylara ve patronlara ufak bir öneri: “Ne alırdınız?” sorusuna (tabi eğer seviyorsanız) neden “Ben bir orta şekerli kahve istiyorum, yanında da su, ancak çok soğuk olmasın lütfen” demeyiz hiç. Ben her mülakatımda orta şekerli kahve içtim. Mülakata aldığım adaylara ise “ne alırdınız?” yerine “birlikte bir Türk kahvesi içelim mi?” diye sordum.


Roller oynanırken her iki tarafında kendi olması zor tabi. Patron patronluğunu yapacak, zaman zaman o taş devrinden kalma taktiklere başvurup adayı sinir etmeye çalışacak ya da S.T.A.R. tekniği ile (Situation:Durum, Task:Görev, Action: Aksiyon ve Result:Sonuç) adaya yetkinlik temelli sorular yönetecektir. Bir sürü not almalıdır ki sonrasında seçim, pardon yeni bir eleme daha yaparken kim neydi hatırlayabilsin.


Peki ya kendimiz olsak. Değerimizi bilsek. Ukelalığını yapmasak. Yüz kızartıcı suçlarımız da dahil olmak üzere işten ayrılma ya da atılma nedenlerimizi anlatırken doğruları konuşsak. İçten pazarlıklı yapmacık, beğenilmek isteyen olmasak, ancak bu pozisyon için en uygun olduğunun bilincinde YALNIZCA KENDİMİZ OLSAK!

Patron da patronluğunu bilse. Bu şirkete ya da ilk şirketine girmek için yaptığı mülakatları hatırlasa. Sıkıntısını belli etmemek, kendine sorulan o her soruya “en ulvi” cevabı bulmak için kılı kırk yaran mimik ve tonlamalara büründüğü zamanları bir daha gözünün önüne getirse. Aslında, bunun bir yarış değil de, adayı tanımak ve göreve uygun, aranan nitelik ve yetkinliklerle bağdaşan bir kişiyi seçmek için ne de elverişli bir fırsat olduğunu ve hatta orada, oturduğu koltukta, ilk kez tanımadığı bir eve girdiğinde buyur edilmiş birisi olarak, kendisinin bu odada misafir olduğunu hissedebilse-hissettirse. İşte az sonra, adayın mülakatı sonucu şu kapıdan çıkıp gitmesiyle birlikte, O’nun, aslında kendi şirketini, İK yaklaşımını, insana verilen değeri, şirketin kaliteli ya da kalitesizliğini tüm dünyaya duyuracak, reklamını yapacak bir “insan” olduğunu hatırlasa. BİR HATIRLASA, YALNIZCA KENDİSİ OLSA.


Patronlar ve adaylar! Kendiniz olun. Akıllı olun. Arkadaş olmak iyidir de hatırlayın da; orada bu görüşme sırasında işi en etkin ve verimli biçimde yapacak adayı seçmekte olduğunuz gerçeğinden kopmayın. Bilmez misiniz ki salt fiziğinden dolayı işe alınan erkek ve kadın adaylar vardır, sırf gülüşünü beğendiğiniz, aynı memleketli olduğunuz, yurtdışında aynı ülkeye gittiğiniz ya da karşı komşunuz Mualla teyzenizin kuzeni olduğu için istihdam edildiğini bildiğiniz adaylar yok mu? “Gözleri birbirine yakın, o zaman ……”, “Avuçları terliyor, o zaman…..”, “Sorduğum soruya bu özel, konuşmak istemiyorum dedi, o zaman……”, “ne kadar çok işe girmiş çıkmış, o zaman……..”, “kulağında küpesi var, o zaman……” ya da “mülakat sırasında bana kahve önerdi, o zaman……” yargılarıyla hem adayın hem de şirketinizin geleceğiyle oynamayın.


Şimdi lütfen kendinize sorun: “Ne kadar kendimim?”


Sevgiyle,

Cumhur Dursun

Benim adım Cumhur. İnsanlar, kendilerine “kim” olduğu sorulduğunda hep “ne” oldukları ile ilgili şeyler söyler. Kim olduğunu ancak kendi bilir. Bu yüzden ben ne olduğumla ilgili birkaç kelam edeyim. Ankaralıyım. Ziraat Yük. Mühendisiyim. Lisanslı basketbol ve hentbol oyunculuğu(eskiden), basketbol ve voleybol hakemliği(eskiden), biraz ressamlık, biraz solistlik, bilgisayar’da ürettiğim desenler, masa tenisi, ve şiir; şair’in dediği gibi “biraz kül biraz duman, o benim işte”. Sevgiyle, http://f2r.net