Benim adım Cumhur. İnsanlar, kendilerine “kim” olduğu sorulduğunda hep “ne” oldukları ile ilgili şeyler söyler. Kim olduğunu ancak kendi bilir. Bu yüzden ben ne olduğumla ilgili birkaç kelam edeyim. Ankaralıyı... [Devamı]

YAŞASIN HİPOKRASİ – 2

YAŞASIN HİPOKRASİ – 2

…“Şimdi ben gördüm ki; sana verilen bazı görevleri yerine getirmekte zorlanıyorsun. Mesela..” diyerek, göreve ilk başladığım haftalara geri döndü ve o dönemlerde aldığı notları okumaya başladı. O dönemde bana verildiğini söylediği ve benim başarısız olduğum ya da yanlış yaptığım görevlerle dolu bir liste! Ne diyeceğimi şaşırdım. Sadece “bana bunları neden yaşandığı günlerde anlatmadınız? O zaman paylaşsanız daha çabuk öğrenirdim büyük olasılıkla” diyebildim. Konuşmamız en çok 4 dakika kadar sürdü. Ben odadan hışımla çıkarken, ofiste çalışan herkesin duyabileceği bir ses tonuyla beni geri çağırıyorlardı. Müşteri ziyaretine çıktım. Yakın illerden birine yaptığım seyahatten akşam üzeri döndüğümde herkesin seyahat sonrası yaptığı gibi masrafımı yapıp muhasebeye götürdüm. Canları sıkkın ve bana aktardıkları mesaj şaşkınlık vericiydi. Ben çıktıktan sonra, öğleye doğru, iki yöneticim, muhasebeye, yetkilerimin alındığını!? ve ödeme yapılacağı zaman onların onayını almaları gerektiğini söylemiş. Ben de bir sayfa alıp üzerine bana anlatılanları ve durumu yazdığım bit tutanak hazırladıktan sonra, ödeme yapılmayacağı talimatı ile ilgili not düşülerek sayfayı imzalamalarını istedim. Yapmadılar. Masrafı o anda vermişlerdi.

Aynı akşam eve döndüm. Telefonu kaptığım gibi departmanın en tepesindeki kişiyi aradım. O’na aynen şunları dediğimi hatırlıyorum: “Son birkaç aydır beni ciddi ölçüde yıpratan ve sırtımda yük oluşturan bazı bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.” Ertesi gün sabahın körü denebilecek bir saatte beni ofisine davet etti. Gittim. O dönem sigarayı bırakmıştı. Şirkette sözü geçen, büyümeye ve yeniliğe en önde destek olan iyi bir yönetici ve bir o kadar da derebeyi idi. Daha kargalar b.kunu yemeden ofisinde, bir gece önce yazdığım 7-8 sayfalık rapor ile, elimde o zamana kadar toparlayabildiğim belgelerle birlikte anlattım. Yıllarını şirkete vermiş, vermekte olan iki yöneticimin kendilerine sağladığı menfaatleri. Sadece beni dinledi. Detaylıca yarım saate yakın aktardıklarım henüz bitmişti. Benden bir sigara istedi. “Ama siz sigarayı bıraktınız!” diyebildim. Bir süre sessizliğin ardından elinde benden aldığı sigarayı içerken bana: “İşinin başına geri döneceksin. Hiçbirşey olmamışcasına ve daha başarılı sonuçlar için çalışacaksın” talimatını verdi.

Aradan bir, bilemedin bir buçuk ay geçmişti. Yöneticilerin ve ekibin tümünün katıldığı bir eğitim seminerindeydik şehir dışında. Eğitimin bittiği gün öğle saatlerinde yemek yenecek ve sonrasında da gelecek ayın etkinlik ve satışlarının konuşulacağı müdürler toplantısı yapılacaktı. Ben kaldığımız otelin restoranında bir köşede yemeğimin tadını çıkarıyordum. Tam da bu sırada, ekipten çok sevdiğim bir temsilci yanıma gelip, beni üst katta toplantı odasında beklediklerini bildirdi. Bekleyenler şirket satış departmanının üst düzey yöneticileriydi. Direktör ve üç Bölgeler Müdürü. Yemeği yarım bırakıp kalktım. Üst kata çıktığımda, kocalarımdan birinin – genç olanı – gözleri, daha yeni soğan doğramış izlenimi veriyor, yaşlıca olanı ise cezaevi havalandırmasındaymışcasına voltalar atıyordu. Ne olduğunu sorduğumda ikisi birden bana girmem gerekli odanın kapısını gösterdiler. Oda, seminer salonunu saymazsam, otelin en büyük toplantı odasıydı. Kapıyı açıp içeri girdim. Heyhüla bir masanın kapıya göre tam karşısında, yanyana sıralanmış halde üst düzey yöneticiler oturuyor, hemen yanlarında 2 adet ve tam karşılarında da benim oturmamı istedikleri boş sandalyeler bulunuyordu. “Beni çağırmışsınız” dediğimde konunun neyle ilgili olduğunu bilmez bir saflık durumum vardı. Bazıları buna “naiflik” de diyebilir. “OTUR!” emri en büyük partonun ağzından çıktı. Sesinde “bizi soktuğun hallere bak!” tonu vardı. Sinirli ve hatta öfkeli diyebileceğim bir şekilde bana bakarken, üzerimde seminer boyunca çıkarmamış olduğum eşofmanlar olduğu halde benim için ayrılmış olan “sanık” sandalyesine oturdum. Derler ya oturmaz olaydım.

Benim adım Cumhur. İnsanlar, kendilerine “kim” olduğu sorulduğunda hep “ne” oldukları ile ilgili şeyler söyler. Kim olduğunu ancak kendi bilir. Bu yüzden ben ne olduğumla ilgili birkaç kelam edeyim. Ankaralıyım. Ziraat Yük. Mühendisiyim. Lisanslı basketbol ve hentbol oyunculuğu(eskiden), basketbol ve voleybol hakemliği(eskiden), biraz ressamlık, biraz solistlik, bilgisayar’da ürettiğim desenler, masa tenisi, ve şiir; şair’in dediği gibi “biraz kül biraz duman, o benim işte”. Sevgiyle, http://f2r.net