Benim adım Cumhur. İnsanlar, kendilerine “kim” olduğu sorulduğunda hep “ne” oldukları ile ilgili şeyler söyler. Kim olduğunu ancak kendi bilir. Bu yüzden ben ne olduğumla ilgili birkaç kelam edeyim. Ankaralıyı... [Devamı]

YAŞASIN HİPOKRASİ – 3

YAŞASIN HİPOKRASİ – 3

Nedir senin derdin?” Soruyu anlamamıştım. 4 dakika önce eşofmanlarımla yemek yiyordum ve yaklaşık yarım saat sonra başlayacak toplantıyı düşünüyordum. “Derdin ne?” Ben “anlayamadım!?” diyebildim. “Şimdi sen burada bana ve diğer yöneticilerine ofisinizde olan biteni anlatacaksın. Tüm detaylarıyla!”. Toplantının nedeni belli olmuştu. “Ancak bunları size detaylıca anlattım. Rapor ve belge ver…” Kükreyerek sözümü kesti. “Bir daha anlatmanı istiyorum.”

“O zaman, konuya muhatap olacak diğerlerini de çağırın lütfen, O’nlar da duysunlar isterim. Yüzlerini görmek istiyorum” dedim. “Senden ne yapmamız gerektiğine dair bilgi istersem sorarım. Başla”.

Anlattım. Anlattıklarım daha önce aktardıklarımın belki de yalnızca onda biriydi. Çok sıkılmıştım, ya buradan çok çok uzaklarda ya da http://www.partycasino.com/ ‘da olmak vardı şimdi. “Daha fazla bilgi zaten sizde var” diyerek konuşmamı tamamladım. “Şimdi git yöneticilerini çağır” dedi derebeyim. Ben de çağırdım. Geldiler. Üst düzey yöneticilerin yanında boş duran iki sandalyeye oturdular. İşte düzenek tamamlanmıştı. Şahitler de gelince mahkeme salonunda bir eksik basındı.

O’nlara dönerek “eveeet, nedir bir anlatın bakalım” dedi diğer iki yöneticiye. Yaşlıca olanı sazı eline alıp, benimle ilgili daha ilk sorununu dile getiriyordu ki; “ban bir kağıt ve kalem verir misiniz?” diye sordum. Sözü tarafımdan kesilen yönetici şaşkın, derebeyi ise öfkeliydi. “Ne yapacaksın?” diye sordu. Ben de “şimdi anladığım kadarıyla burada bir mahkeme kurdunuz. Ben sanık, (yöneticileri göstererek) arkadaşlar tanık, siz de hakim savcı filan olmalısınız. Anlatılanları not alayım ki kendimi savunayım” dedim. Kağıt ve kalemi kapı önünden yerden topladım.

Arkadaşlar diye hitap ettiğim yöneticiler, ağızları döndükçe benimle ilgili şikayetleri dile getirdiler. Kimsenin bu toplantının asıl amacı olan yüz kızartıcı suçlara girme niyeti yoktu. Top bana geldiğinde, iki yöneticiye sürekli “arkadaşların…”, arkadaşlar…” ile başlayan cümleler kurarakoluşturduğum sözüm ona savunmam yine, bu toplantıyı yöneten üst düzey yönetici tarafından kesildi. “Hocam, arkadaşlar dediğin senin iki yöneticin. O’nlara karşı daha saygılı olman gerekir” ile başladı ve saygısızlığım, vurdumduymazlığım, dikkafalılığım ve sivridilli oluşum da dahil olmak üzere benim henüz farkında olmadığım pek çok sıfatımın bir olduğu yeterince uzun ve o kadar da ağır bir konuşma yaptı. Sonra diğer yöneticilere dönerek , “sizlerle işim bitmedi, bununla ilgili konuşacağız” dedi. Odayı bir anda sanki kendileri yangında ilk kurtarılacaklarmışcasına terkettiler. Ben dondum. Hareket edemiyordum. Oturduğum sandalyenin 4 bacağıydım. Neden sonra – yaklaşık 10 dk. almıştır, kalkıp pencereye yürüdüm. Orada hıçkırarak ağladığımı hatırlıyorum.

Biraz olsun kendime gldiğimde elimi yüzümü yıkayıp toplantıya girdim. İki “arkadaş” her zamanki gibi bana ortalarındaki sandalyayi ayırmışlardı. Toplantı başlayalı herhalde 25 dk. olmuştu. Bütün gözler benim üzerimde, benimse gözlerim kançanağıydı. Çantamdan çıkardığım bir sayfa ve bir kalem ile toplantı sırasında resim yapmaya başladım. Bana göre zaten ipim çekilmişti. Bu yüzden yine de bunun keyfini çıkarmalıydım. Bana yöneltilen sorulara üstüne bastırarak “arkadaşlar”a sormalarının daha doğru olacağını söyleyerek cevap veriyordum.

Toplantıya bir süre sonra ara verildi. Yasak olmasına rağmen bir sigara yaktım. Hala sıklıkla görüştüğüm 3 arkadaşım olan biteni öğrenmek için sorular soruyor, hatta sigarayı odada içmemem gerektiğini söylüyorlarsa da ben resmimi yapmaya devam ediyordum.

Tüm öğleden sonrası tam bir it dalaşı halinde geçti. Toplantı sona erdi. Odama gidip aslında o gece bulunduğumuz otelde konaklayacaksam da, eşyelerımı toparlamaya başladım. Ta ki, olan bitenden başından beri bir şekilde haberi olan arkadaşım telefonla beni arayana kadar. “Ne yapıyorsun?” “Toparlanıyorum, eve gideceğim, Pazartesi de istifa etmeyi düşünüyorum.” Kendisi eve erken dönmesi gerektiğini, bu yüzden de valizini topladığını, yardım edip edemeyeceğimi sordu. Odasına gittiğimde çoktan hazırlanmıştı. “Sana birşey söyleyeceğim. Şimdi gidersen, uğruna bunca zorluk çektiğin, doğru bildiğin şeyi yapmış olmaktan geri çekildiğini ve O’nları haklı çıkaracağını söyleyebilirim. Eve git dinlen. Tabi ki düşün. Ancak iş günü ofisine giderek işinin başına geç. Kaçma” dedi.

Pazartesi ofise gittim. “ Herkese günaydın”.

Devam edecek…

Benim adım Cumhur. İnsanlar, kendilerine “kim” olduğu sorulduğunda hep “ne” oldukları ile ilgili şeyler söyler. Kim olduğunu ancak kendi bilir. Bu yüzden ben ne olduğumla ilgili birkaç kelam edeyim. Ankaralıyım. Ziraat Yük. Mühendisiyim. Lisanslı basketbol ve hentbol oyunculuğu(eskiden), basketbol ve voleybol hakemliği(eskiden), biraz ressamlık, biraz solistlik, bilgisayar’da ürettiğim desenler, masa tenisi, ve şiir; şair’in dediği gibi “biraz kül biraz duman, o benim işte”. Sevgiyle, http://f2r.net