Benim adım Cumhur. İnsanlar, kendilerine “kim” olduğu sorulduğunda hep “ne” oldukları ile ilgili şeyler söyler. Kim olduğunu ancak kendi bilir. Bu yüzden ben ne olduğumla ilgili birkaç kelam edeyim. Ankaralıyı... [Devamı]

YAŞASIN HİPOKRASİ – 4

YAŞASIN HİPOKRASİ – 4

Kimseden çıt çıkmamıştı. Herkesin başı önünde iş yapıyor – görünüyorlardı. Odama geçtim. Yerime oturmuştum ki telefonum çaldı. Arayan hemen odamın dışında oturan sekreterdi. Bana toplantıya beklenildiğimi bildirdi.

Yönetici arkadaşlardan! daha genç oanının odasına girdiğimde, her ikisi de o küçük minnacık toplantı masasında oturuyorlardı. Her ikisi de muhtemelen gece uyumamış, bu toplantı için hazırlık yapmak için dişinii tırnağına takmıştı. Odada seyreden kutup ikliminden bahsetmeme bile gerek yok sanırım. “Günaydın” deyip masaya iliştim. Ne kağıt ne kalem vardı elimde.

 

“Gelişmeler neticesinde birazdan sana aktaracaklarımızı dikkatle planladık, tartıştık. Senin daha iyi bir yönetici olman için? Elimizden geleni yapmaya karar verdik. Bir kaç madde yazdık toplantımıza gündem olsun diye. Başlayalım istersen.” Birisinde orijinali diğerinde fotokopi olan sayfalardan aktarmaya başladılar. Acizliği, korku ile bulaşık nefreti, egoyu ve hatta tecrübesizliği her yönüyle burada görebilirdiniz. “Başlamadan önce” dedim, “bana da bir kopya verecek misiniz?” Birbirlerine baktılar. “Toplantı sonunda” diye geçiştirdiler. Orada, bu arkadaşları dinlediğim ve arada bir “bana da bir kopya vermelisiniz, bunlar çok önemli” dediğim toplantı boyunca aktarılanlar, o gün itibariyle ancak nelere yetkim olduğu ya da olmadığı konularıydı. Anlaşılan o ki; tam 2 yıl öncesi yetkisizlik günlerime geri döndürmüşlerdi beni. Toplantı bittiğinde “bu kadar, şimdi işinin başına dönebilirsin” dedi yaşlıca olanı. “Fotokopi alayım kendime” diyerek elimi uzattığım kağıt tomarını hışımla önlerinden “kozmik oda” belgesi edasıyla saklayarak, “biz sana vereceğiz” dediler. O evrak bana hiçbir zaman ulaşmadı, iletilmedi. Pozisyonumun yetkileri ne ise hepsini, üstelik sonuna kadar kullandım. Göya birlikte çalıştığımız 2,5 ay daha.

 

İşte o iki buçuk ay sonra, bir akşam üzeri ofise döndüğümde, sekreter büyük patronun aradığını, ulaşamadığını, gelir gelmez aramam gerektiğini iletti. Aradım tabi. Telefonun öbür ucundaki “büyük patron” ertesi sabah kuşluk vakti ofisinde olmamı istiyordu. Ben de gittim. Kendisini en son yine bir müdürler toplantısında görmüştüm. Konuşmamıştık. Bana soru bile yöneltmemişti! (ne utanç verici) Şimdi odasından içeri girdiğimde, b.kunda altın bulmuş çocuklar gibiydi. “Günaydın, hoşgeldin”.

 

O zamanlar şirketin yönetimi çok katlı bir binanın yedinci katında idi. Türkiye’nin en önemli, ciro olarak en büyük şirketlerinden birine yakışmasa da girdiğim ofisinde, masasının tam karşısındaki koltuğa buyur etti beni. “Nasılsın?” Son ikibuçuk aydır, günlerim çalışarak ancak bir o kadar da monoton geçiyordu. “İki kafadar”ın, bunca yolsuzluktan sonra hala şirkette çalıştığına inanamıyor, o günlerdeki algım ve farkındalığım “bu nasıl olur da benim başıma gelebilir” dedirtiyordu.

 

Sorusuna “iyiyim, teşekkür ederim” diye cevap verdim. Pek tatmin edememişsem de yine de konuya girdi. “Umuyorum yöneticilerinle aran daha iyidir artık”. Bu sanal alemde ne işim olduğunu, bu 15.yüzyıl oyununa klavyenin hangi tuşuna basıp da girdiğimi soruyordum kendime. Cevapsız geçen birkaç saniyenin ardından “Onlara bir tokat atayım dediniz. Az kalsın yumruklarınızla beni nakavt ediyordunuz. Söylenecek pek bir şey olduğunu sanmıyorum. Toplantının konusu neydi?” dedim.

 

“Tayinini çıkardım. İki taraflı yönetim şekli ile ilgili olarak sorun yaşadığın düşüncesiyle şimdi seni belki de şirkette en ağır, yardım delisi, işi astlarına öğretmekten zevk alan bir yöneticinin yanına gönderiyorum.” Güney illerinden birinin adını telaffuz ettiğinde neye uğradığımı şaşırmıştım. Her ne kadar bahis konusu ili çok iyi tanısam da, insanlarının kaypaklığı, yalancılığı ve kabadayılığından hep rahatsız olmuştum. Bu şehir, babamın hemen hemen tüm çocukluğunun geçtiği yerdi. Pozisyonumda bir değişiklik olmayacaksa da, mevcut işimin neredeyse ¼ ü büyüklüğündeki bu şehre anlaşılan o ki “aklını başına al, burnunu soktuğun işlere dikkat et. Çevrende olup bitenlere seyirci kalabil ki seni de “elitler klübü”ne alabilelim 3 yıllık kişisel gelişim planı doğrultusunda gönderiliyordum. Kişisel gelişim, hatta kariyer planıma sevinmeli miydim yoksa kara yaslar mı bağlamalı hiç bilemedim.

 

Devam edecek…

Yarın, “esas şimdi zurnanın zırt dediği yerdeyim” İçinde “Hipokrasi” Geçen Kelimeleri Bulun! – 5’te

Benim adım Cumhur. İnsanlar, kendilerine “kim” olduğu sorulduğunda hep “ne” oldukları ile ilgili şeyler söyler. Kim olduğunu ancak kendi bilir. Bu yüzden ben ne olduğumla ilgili birkaç kelam edeyim. Ankaralıyım. Ziraat Yük. Mühendisiyim. Lisanslı basketbol ve hentbol oyunculuğu(eskiden), basketbol ve voleybol hakemliği(eskiden), biraz ressamlık, biraz solistlik, bilgisayar’da ürettiğim desenler, masa tenisi, ve şiir; şair’in dediği gibi “biraz kül biraz duman, o benim işte”. Sevgiyle, http://f2r.net